
29 Nisan 2009 Çarşamba
Herşey yolunda ...

27 Nisan 2009 Pazartesi
Hani her pazartesi başlar ya...


25 Nisan 2009 Cumartesi
Korkuyorum anneee...

-“Tamam canım , tamam bi tanem şimdi halledicez. Dur ne olur ağlama. Nerde bu telefon şimdi ? Kahretsin , nerde bu çanta . Kimi aracaktım ben ? Doktor arkadaşımı . Hah tamam , buldum” Titreyen elle numarayı bulmaya çalıştıkça, numaralar daha da karıştı. Saniyeler , saat gibi geldi. Numarayı buldum , ara tuşuna bastım . Evet , çalıyor , çalıyor açıldııı tamam. “Merhaba Yaşarrr , müsait misin ? Ege 3 tane minik mıknatıs yuttu ne yapıcazzz? Bişey söyle ne olurrr?” , “Dur sakin ol , panik yapma! Hemen su içirip kusturmaya çalış , 5 dk . sonra tekrar konuşalım”
O arada Ege ağlar , ben ağlar , “Anneciğim ben şimdi ölücek miyim anneee...” diye ,
“Kusamam anneee , kusamammmm , kusamazsam karnımı mı kesiceklerr , çok korkuyorummmm anneee”. O böyle ağladıkça ben daha çok kendimi kaybettim . Ve tabiki kusamadan , doğru hastaneye acil servise gittik. Röntgen çekildi ve birbirine yapışmış 3 minik mıknatıs göründü. Mideye inmiş bile. Eğer yemek borusuna yapışsaymış yara açarmış. Ve çok şükür ki , midede olduğu için artık tehlikeli olmadığı , sadece ufak bir bağırsak yolculuğuna çıkacağı söylenince içim rahatladı. Şimdi bişeyde boncuk arar gibi mıknatıs aramaya başlayacağız.
24 Nisan 2009 Cuma
Canım sıkılıyor...

Peki kim giderecek bu can sıkıntısını ? Ya da ne ? Anne , baba , eş , arkadaş , çocuk her kim olursa olsun , bu sıkıntıyı gidermek için çırpınışa geçse de , nafile , geçer mi ? Geçmez. Biz istemedikçe geçmez tabii.
Vardır elbet , kafamızda derinlerde kurcalanan bir şeyler , gün yüzüne çıkmamış , üzeri örtülü yaşayan. Belki buna sıkılırız. Ama farkına varmayız. Belki de bir an , çevremizde en sevdiklerimiz olsa bile , yalnızlık hissederiz . En kötüsü de budur demiştik ama zaman zaman bu çıkmaza girdiğimiz olmaz mı ? Benim olur . Herkesin deli gibi çırpınışını göz göre göre hiçe sayarak , kapanırım içime . Yalnızlığı ve sakinliği sevdiğimden belkide...
Bugün de böyle oldum galiba. Oysaki pek çok kişi işinin başındayken , ben evimdeyim , tatildeyim. Ama öyle değil işte. Yapılacak bir sürü ev işi , okul işi var ama başlayamıyorum , neden ? Çünkü canım sıkılıyor. Belki de biraz hastayım , boğulur gibi öksürüyorum , ona canım sıkılıyor , boğazım acıyor , yutkunamıyorum , ona canım sıkılıyor , ilaç içiyorum uykum geliyor ama ben uyumak istemiyorum ona da canım sıkılıyor , hep kaybediyorum , oyun da oynayamıyorum ona canım sıkılıyor , bilgisayarla uğraşıyorum , bir süre sonra ona da canım sıkılıyor , hava güneşli ama soğuk ona canım sıkılıyor. Gürültü olsa ona sıkılıyor , sessizlik olsa ona sıkılıyor .
Aaaa anladım ben . Hani hep derler ya “sıkı can iyidir , kolay kolay çıkmaz” anlaşıldı benim canım sopa yemek istiyor. Yok , yok onu da almiiim sonra canım acır yine sıkılırım offf off ....
23 Nisan 2009 Perşembe
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız...

22 Nisan 2009 Çarşamba
Sadece söyleniyordum ...

20 Nisan 2009 Pazartesi
Otantik bir yer...
17 Nisan 2009 Cuma
İzindeyiz , daima seninleyiz...

Yeni nesillere sevgini , bilgini , ileri görüşünü , adaletini , insana verdiğin değeri anlatarak , seni her türlü yaşatıp , yaşayacağız. Bugünlerimizi yaşayabiliyorsak , sayende diyebiliyorsak , özgürlüğümüzün önemini de kavratacağız. Gözü kara , cahil insanlara geleceğimizi teslim edip , bu emanete asla zarar verdirmeyeceğiz.
.
Atatürk gittiği her yerde , az bir okula uğrarmış .Gençlerle ve öğretmenlerle konuşmak O’nun en büyük zevklerindenmiş. Yine bir gezisi sırasında , bir köy okulunun önünden geçerken arabasını durdurmuş ve yanındakilerle beraber okula sonra da sınıfa girmiş. Genç bir öğretmen ders veriyormuş. Atatürk’ü görünce hemen ayağa kalkıp , büyük bir heyecan ve sevgiyle yerini ve sözü O’na bırakmak istemiş. Atatürk:
-"Hayır. Yerinizde kalınız ve dersinize devam ediniz.Eğer izin verirseniz biz de dersinizi dinlemek ve bilginizden yararlanmak isteriz.Sınıftaki yerinizi ve sözünüzü almak kimsenin hakkı değildir.Sınıfa girdiği zaman Cumhurbaşkanı bile öğretmenden sonra gelir." demiş.
16 Nisan 2009 Perşembe
Anlatamadım galiba ?

Bazen anlayamamak çok ilginçtir. Zaten herşeyi anlamak da mümkün değildir ya neyse. Kimisi uzun uzun cümleler kurar , işin özünü unutur , anlaşılmaz. Kimisi ne istediğini ifade edemez , çünkü kendi de bilmez . Kimisi herşeyi birbirine karıştırır , gerçekten anlatamaz. Kimisi gizemli gizemli anlatır , şifre çözmek durumunda kalır , parçaları bir araya getirene kadar çatlar durursun. Kimisi de bakışlarıyla anlatır. Anladın sen onu der gibi :) Bir de kaş göz işareti vardır “kalk ordan” ifadesi hani :P ama onun bu konuyla ilgisi yok . Sonuç olarak anlatılmak istenen her neyse anlatılır. Yeterki ne anlatmak istediğini bil . Bu arada ben ne anlatıyordum ?
** İstediğiniz sorudan cevaplamaya başlayabilirsiniz? Öğretmenim 1. soruyu yapamadım 2. soruya geçsem olur mu ?
** Oğlum bi koşuda git , şu fırından peynirli börek al gel tamam mı ? 5 dk. sonra gelir , masaya bir paket bırakır. Paket açılır ve ŞOK ! Paketten bir kalıp beyaz peynir çıkar. Ee börek nerde ? Börek bitmişti bende , peynir aldım ?!?! hııı çok güzellll , keşke yufka da alsaydın :))
** Oğlum topu , potaya atarken tek ayağının üzerinde sıçrayarak atacaksın . Sıra çocuğa geldiğinde sorar. Öğretmenim höplemeden yapsak olur mu ? Höplemeden ne demek oğlum ? Eee höpleemekkkk işte . Nasıl yani ?? Meğer hoplamak demek istemiş :)
15 Nisan 2009 Çarşamba
İtiraf ediyorum...

Sadece kocaman bir paket çikolata yedim , ne olmuş ? Yemeseydim iyiydi ama artık yedim gitti. Zaten dünde yemiştim , bugün de yedim , ohh misss , yarın yine yiyebilirim . Yoksa yemesem mi ? Du bakalım yarın olsun canım ne isterse onu yaparım. Artık içimdeki o sesi dinlemiyorum . Ona kalsa onu yeme , bunu yeme diye , beni açlıktan öldürecek , çaktım iki tane susturdum . Kızdı bana , " eeh ne halin varsa gör , yersen ye banane , ama sonra bana dırlanma !!!" dedi , anlaştık. En azından artık aklımda değil , olması gereken yerde. Harcanmayan kalori olarak depolanmaya gitti... Sadece biraz midem bulanıyor , hepsi bu ...
Smart çiçeğim...

Şimdi ben de şöyle bir akıllı iş yapmak istiyorum. Hiç ödül almamış olan ancak blog yazarak bu akıllı işlerimize katkıda bulunan arkadaşlarıma gönderiyorum.
*(Bonus)* Bahar Karları...
14 Nisan 2009 Salı
Patates, tavuk , makarna...
12 Nisan 2009 Pazar
Damarlarımdaki virüs....

Zaman zaman kızıp taşları oradan oraya atmak istesem de , aşırı hırsıma yenik düşüp ağlasam da , tamam bitti artık oynamıyorum desem de , uzun süre aynı seviyede kalıp hiç bir gelişme gösteremesem de , kısa süreli düşüşler yaşayıp , durgunluk dönemine girsemde seviyorum ben bu oyunu. Çünkü bambaşka bir tutku ! Bunu sadece o elektriği alan anlar, yoksa ben ne kadar anlatsam boş . Yani ilk görüşte aşk gibi bir şey. Kanına girdiyse bir kez , ne yaparsan yap kurtulamazsın.


Hikaru no go 1
Yükleyen özii
9 Nisan 2009 Perşembe
Ruhunu özgür bırak!!!

Oldukça uykusuz , huzursuz bir geceden sonra sabah gözümdeki yaş ile uyandım. Kötü bir rüyaydı aslında hepsi bu...Uyanınca da duramadım , sabahın ilk saatlerinde kendimi sahile attım . Yürüdüm , yürüdüm , derin derin nefes alıp , derse öyle girdim. Sadece bir rüyaydı ama kötü etkilenmiştim .Bir arkadaşımla tatsız bir tartışma içindeydim-ki tartışmayı asla sevmeyen bir insanım ,her zaman sakin yaklaşmaya çalışan , yardımcı olmaya çalışan biri ! Bir takım konuşmalarımızdan sonra bana dedi ki: “Sen güvenebileceğim biri değilsin" . Şaşırdım , kitlendim , çok ama çok üzüldüm . “Ben mi güvenilecek biri değilim , ben miii ? O halde beni yeterince tanımamışsın” dedim. Değer verdiğim , sevdiğim , güvendiğim bir arkadaşım bana böyle bir şeyi nasıl söylerdi ? Rüya bile olsa , sanki o an gerçekmiş gibi bunaldım , nefes alamadım. Herşey bir anda karardı. Sadece bakakaldım , suçlanacak hiç bir durumum olmamasına rağmen sadece yanlış anlaşılmaktan , belki de aşırı hassasiyetten suçlandım.
“Artık sana inanamam” dedi ve gitti , o yüzden ağlayarak uyanmışım , çok sıkılmışım hem de çokk...Yani bu bir rüya bile olsa , ruhumu yine özgür bırakamamışım…
8 Nisan 2009 Çarşamba
Dünden haber...

Çamlı Kahve , başka bir dünya…
Hafta sonu güneş , Çamlı Kahve'de battı. Buraların en güzel yeri olduğunu düşünüyorum. İnsana inanılmaz bir huzur veriyor. Gözünün alabildiğine deniz, manzara ve derin sessizlikle başbaşa kalmak istediğinizde , gidilebilecek tek yer. Ve oksijenin ciğerlerinize dolduğu ânı hissetmek, o daha da güzel…
Üstelik imkansız bir aşka imzasını da atmış bir yer. Elbetteki Canan Tan ‘ın kitabından bahsediyorum. “Yüreğim seni çok sevdi” derken , bu aşk hikayesi boğazımda bir şeylerin düğümlendiğini hissettirmişti...
5 Nisan 2009 Pazar
Bir kibrit atasım var...

Zaten uzun zamandır bende bir rahatlık hakim . Banane ne olursa olsun , boşver bu kez de dağınık olsun , biraz da tozlu olsun umurumda bile değil diyebiliyorum. İçimden hiç bir şekilde düzenlemek gelmiyor. Çünkü sonu yok , hep benden gideceğine vazgeçmeyi öğrendim galiba. Ay dağıldı , ay pislendi , ay şöyle , ay böyle demek , artık o kadar yoruyor ki . Ve hayatın sadece bundan ibaret olmadığını artık biliyorum . Bıraktım evet gerçekten bıraktım pek çok şeyi. Bu şekilde bir süre rahat ediyorum sonra sinirime iyice dokununca yeniden başlıyorum. Ama bu kezde birkaç gün paranoyak modunda gezip aman dikkat , yapma , etme diyerek geçiyor , sonra yeniden amannnn diyebiliyorum. Ohh kendimi bir güzel şikayet edip ortaya koydum . Acaba bu kibrit atmanın arkasında , yeni bir şeyler istiyor olabilir miyim ? Hiç kuşkum yok yakarım …
3 Nisan 2009 Cuma
Bayan *pimpirik*...

1 Nisan 2009 Çarşamba
Ben çocukken ...

