02 Ekim 2009 Cuma

Çok oldu , biliyorum...

İhmal etme rekorumu kırdığımı , çokkk uzun zamandır yazamadığımı , okuyamadığımı , merak ettiğinizi biliyorum. Ama inanın içimden hiç bir şey gelmedi. Herşey yolunda merak etmeyin ...
.
Ama hayal kırıklıklarından , kötü haberlerden , gördüklerimden , duyduklarımdan üzülmekten ve artık düşünmekten yoruldum galiba ...Bende sessiz sedasız çekiliverdim köşeme , hiç bir şey diyemedim ne kendime ne de size... Sadece " yazamıyorum " dedim geçtim ama aklımda neler vardı nelerrr. Kendi kendi konuşmalarım oldu , sorgulamalarım oldu , suçlamalarım oldu , kavgalarım oldu , tarttım bir şeyleri , hayata ve zamana dair ne varsa ... Sonuç ; yine hüzün buldum kendim de. Ne yazacaktım ki ?
.
Ama gördüm ki , beni özlemişsiniz bunu görünce bende sizleri özlediğimi anladım. Bu şimdi yazmaya başlamak mı bilemiyorum ama artık bunları yazmalıymışım gibi hissettim. Hatta uzun bir aradan sonra , çok bile yazdım . Şimdi mi ? Hafta sonu için İstanbul 'a gitme planı yapıyorum . Tabiki de yine kafam karma karışık . Çünkü , okulun ilk haftası oluşu nedeniyle öyle çok işim var ki ... Gidersem , önümüzdeki haftanın bedelini ağır ödeyeceğim . Bu yüzden de bir yanım gitmek isterken , diğer yanım otur evinde "ne işin var , işlerini bitir " diyor. Ama ben diğer yanımı dinlemeden , içimi kıpır kıpır eden , gitme fikrine uyacağım. Bakalım damarımdaki virüse karşı koyabilecek miyim ? Bir de cadıma :))
.
Hepinizi seviyorum , ister okuyun ister okumayın , ister yorum yazın ister yazmayın , seviyorum işte... Çünkü yüzümdeki tebessümün , sebebisiniz...

09 Eylül 2009 Çarşamba

Ateş ve Suyun Aşkı...

Ateş ve suyun aşkı olur mu demeyin. Burcu Güneş' le olur , hem de öyle güzel olur ki ... Aynı masal gibi , rüya gibi olur... Belki de bu yüzden çok sevdim bu şarkıyı , çünkü masalları , hayalleri özellikle de imkansızı severim ben , ateşin suya olan aşkı kadar imkansızı...

Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında
Sevdalanmış onun deli dalgalarına
Hırçın hırçın kayalara vuruşuna
Yüreğindeki duruluğa
Demiş ki suya ; Gel sevdalım ol
Hayatıma anlam veren mucizem ol
Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa
Al demiş ; Yüreğim sana armağan...
Sarılmış ateşle su birbirlerine sıkıca
Kopmamacasına, kopmamacasına
Ateşin yüreğini sadece su
Suyun yüreğini ateş alır olmuş


Şarkı burda bitiyor , peki ama ya sonra ne olmuş derseniz ?

Zamanla su , buhar olmaya , ateş , kül olmaya başlamış.
Ya kendisi yok olacakmış , ya aşkı...
Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de
Yüreğindeki kederi de alıp gitmiş uzak diyarlara su...
Ateş kızmış , ateş yakmış ormanları...
Aramış suyu diyarlar boyu , günler boyu , geceler boyu
Bir gün gelmiş , suya varmış yolu
Bakmış o duru gözlerine suyun , biraz kırgın, biraz hırçın.
Ve o an anlamış ; aşkın bazen gitmek olduğunu...
Ama gitmenin yitirmek olmadığını....
Ateş durmuş , susmuş , sönmüş aşkıyla.
İşte o zamandan beridir ki:
Ateş sudan , su ateşden kaçar olmuş...
Ateşin yüreğini sadece su ,
Suyun yüreğini sadece ateş alır olmuş...

.
*** Burcu Güneş 'in Sihirbaz Albümünden en güzel parçalar ...
Lütfen sesi açın , İyi dinlemeler...

07 Eylül 2009 Pazartesi

Tek kayıp balık , Nemo değil !!!

Kayıp Çipura'nın hikayesi bu , hatta 2 günlük yaşanmış bir hikaye ...

Geçen akşam aile bireylerini bizde toplayarak iftar yemeği yedik. Ana menümüzde mısır çorbası , ızgara çupira , fırında erişte , vs, vs...vardı. Diğer ayrıntıları geçiyorum . Çünkü olay balık kısmıyla alakalı.

Her birimize ızgara balık siparişi verdik. İftar vaktine balıklarımız yetişti. Herkes balıklarını aldı ama bir tanesi eksik . En sinir olduğum şey... İçin için eşime "eksik sipariş etmişsin" diye söylenirken eşim "ben tam sipariş etmiştim" diye inat edince , bu sefer top balıkçıya geçti , herhalde o yoğunlukta atladı diye düşündük. Neyse o gece bu konu böylece kapandı . Ertesi günnnn , balığın kokusu çıktı. Hem de ne koku !

Eşim ve kardeşi balıkları almaya gittiklerinde paketin biri yana kayarak , koltuğun arasına girmiş. Eşimin kardeşi de o gün arabayı otoparkta güneşe park edince camları açık bırakmış . Veee iştee kayıp balığın ortaya çıktığı an , bu an. Tekrar arabaya döndüğünde , bi de ne görsün ? Arka koltukta 4 -5 kedi , paketi parçalamış , balığı didik didik etmiş , yemiş , arabanın içine etmiş , yemiş arabanın içine etmiş :)))) Tam bir faciaa !

Tabii , araba doğrucaaa iç yıkamaya gitmiş ama o koku çıkmamış ...Yani o kayıp balık , kedilerin kısmetiymiş meğer...Eşimin kardeşi mi ? " Oto yıkama parasını çatır çatır alırım abiiii " diye veryansın ediyormuş. Haklı ama ne diyim :))

03 Eylül 2009 Perşembe

Power point sunusundaki müziği beğendiysek ...

Harika bir şey öğrendim ve hemen paylaşmak istiyorum. Bazen bize gelen maillerde power point sunular oluyor . Olağanüstü resimler ve yazılar , güzel müziklerle destekleniyor. Zaman zaman acaba bu parça nedir , nerden bulurum derdine düştüğümüz , izini kaybettiğimiz şeyler de oluyor. Ama artık olmayacak. Çünkü parçayı sunu içerisinden kolaylıkla alabiliyormuşuz. Ben aldım ve istedim ki bilmeyenler varsa ve almak isterlerse kolay bir yolu varmış. Belki işinize yarayabilir.

* Diyelim ki , bize bir mail geldi , ppS şeklinde ...

* Önce sadece " Aç " dedik izledik ama çok beğendik bu sefer de " Kaydet " diyerek bilgisayarımıza kaydettik. Şimdi elimizde sadece sunu dosyası var. Dosyayı direkt olarak üzerine tıklayarak açmıyoruz.

* Bunu açarken önce " Başlat " ---> " Tüm programlar " ---> " Microsoft Office " ---> " PowerPoint " seçip öyle açıyoruz.

* Açılan boş sayfada , sol üstte " Dosya " ---> " Aç " seçeneğinden , kaydettiğimiz dosyayı buluyoruz. Bize gelen sunu , tek tek slaytlar halinde sol tarafta açılıyor.

* Şimdi yapacağımız iş , tekrar " Dosya " ---> " Farklı kaydet " seçeneğinden yine kayıtlı dosyayı bulup , bu kez kayıt türünü "Web sayfası " olacak şekilde işaretleyerek kaydetmek. İsterseniz adını değiştirebilirsiniz bu tamamen size bağlı.

* Şimdi kaydettiğimiz son dosyanın içine baktığımızda her bir eklentinin tek tek dosyalar halinde olduğunu görebiliriz. İstediğimiz müziği ya da resmi kolaylıkla alabiliriz. Deneyin bakalım ...

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Mesai tatiliiiii...

Garip bir durumdayım , inanın hem yazmaya hem de yazıp yayınlamaya korkar oldum... Sanki ucunda ölüm var. Binbir şey birikiyor oysaki ama " yok yazamam" diyerek vazgeçiyorum. Öyle ki artık , merak edip telefonla sorar oldular " Nolduu iyimisin ? Neden bir süredir yazmıyorsun ? , hadi çok ara verdin " diye. Yaa iyiyim iyi olmasına ama her günümü rutine bağlayınca , yazma hevesim filan kalmıyor . Sürekli çok sıkıldım diyemem ya. Zaten yeterince geriliyorum , okuyanları da germeyeyim diye boşver diyip yazmıyorum. Nasıl olsa bu zincir kırılır , biliyorum.

Aslında benim için gerçek tatil yarın başlıyor , çocuklar gibi heyecanlıyım . Ne tatili mi ? Mesai tatili tabiki. ( aaa çıldırmış olmalı !) Yarın sabah kalkıp okuluma gideceğim ve güne değişik bir yerden başlamış olacağım . Ve nihayet 60 günün sonunda , sabah uyandığımda hiç birşeyi toparlamadan evden çıkmış olacağım. Dert değil , dağınık kalsın , gelince yaparım ama sabahları hep aynı şeyi yapıyor olmanın getirmiş olduğu o ruh hali beni bitiriyor. Ve belki de ilk kez bir yaz tatilinde bu kadar sıkıldım. Bir türlü geçmek bilmedi. Düşünsenize hergün aynı şeyleri yap yap yap nereye kadar , valla kusasım geldi artık. Tipik bir ev kedisiyken neredeyse ev fobisi geliştirmeye başlayacağım. Herkes sürekli bir şeyler istiyor ve bana " sen ne istiyorsun ? " diyen yok.
.
Ohh be yarın okulum açılıyor , yarın işe başlıyorum oleyyyy... Galiba ben hem okulumu hem de arkadaşlarımı çok özlemişim. Buna ne derler ? " Sıkıntısı başına vurmuş vah vahhh..." derler biliyorum. Diyin diyin içinizde kalmasın. Özlemişim çalışmayı ama evde değil...

25 Ağustos 2009 Salı

Var da var...

Yapılacak hiç bir işim yokmuş gibi , tatildeymişim gibi görünüyor olsa da sürekli evin içinde sonu olmayan işlerle uğraşmaktan içime fenalıklar geldi. Hani diyorum ki , acaba şu okullar açılsa da işler daha mı planlı programlı yoluna girer ? Bilmiyorum. Zaten şu tatilden de nokta kadar birşey anladıysam arap olayım. Tatil olmuşuz ama isteğe bağlı ev hapsinde gibiyim :)) Sanki çalışırken kendime daha çok vakit ayırabiliyordum . Şimdi o da yok . Şu aralar kimselere çaktırmadan ıssız bir adaya kaçasım , hiç bir şey düşünmeden , sessiz , sakin kalasım , sadece denize giresim , yüzesim , güneşlenesim var. Yorgunum ben yaa , gerçekten çok yorgunum ve bu yorgunluk sinirlerimi daha da çok yıpratıyor.

Ve tüm bunlara rağmen yapılması gereken bir sürü iş var aklımda. Hepsi de evle ilgili , sıraya girmiş , benim keyfimi bekliyor , kimisi koştur koştur yapılıyor , kimisi sonra diyerek erteleniyor , kimisi de beynimi kurt gibi kemiriyor. Bunların dışında mimler var cevaplanmak istenen , ziyaretler var beni bekleyen , yazılar var düzenlenmek isteyen , başlanmış , yarım kalmış sonra kafa dağılmış , taslağa atılmış , unutulmuş olan . Herşeyden önce ben varım sakinleşmek isteyen . Var da var işte . Yine ne çok söylendim yaa... Ama ben bilirim içime ne volkanlar sıkıştırdım , lavları beni yakarcasına...

20 Ağustos 2009 Perşembe

Üyelik ücretleri meselesi...

Şu kredi kartları yüzünden taksitli alışveriş tuzaklarına düştüğümüz yetmiyormuş gibi , yılda bir kerede giydirme ücreti talep etmelerine anlam veremiyorum. Neymiş yıllık kullanım bedeliymiş. Kartı kullansanda kullanmasan da “üyelik ücreti” yazısını ekstrede görünce cinler tepeme çıkıyor. Evet , belki bu şekilde kazanıyorlar ama bana saçma geliyor . Bu yüzden de ödemek istemiyorum. Ne diye , o kartı tercih ettiğim için cezalandırılıyormuş hissine kapılayım ki ? Aksine ödüllendirilmek isterim , gerçi o sistem var , yok değil , extra puanlar , cip paralar vs... Hepsi bize geri dönüyor ama diğeri hava parası gibi geliyor. Kısaca ödemek istemiyorum.
.
Sadece bu yüzden 2 farklı banka ile telefon görüşmesi yapmam gerekti. Önce derin bir nefes alıp X bankasını aradım , binbir tuşa basarak , binbir aktarmayla ve dakikalarca dinlemek zorunda bırakıldığım klasik müziklerden sonra zorla Müşteri Temsilcisine bağlanabildim. Sözüm ona klasik müzik dinleterek sakinleştirecekler . Ben daha çok geriliyorum. Arada bir de şunu demezler mi “ Şu an tüm müşteri temsilcilerimiz diğer müşterilerimizle ilgilenmektedirler. Beklediğiniz için teşekkür ederiz ” ya sabırr... elin mahkum bekleriz tabi , ne olcak ?

Eğer bu aşamayı da sakin sakin geçirebiliyorsak ne mutlu . Ama bazen bu iş , o kadar uzun sürer ki “ lanet olsun be , öderim borcumu olur biter , sizle mi uğraşacağım ” dedirtecek aşamaya gelir. Sinirlerine hakim olup o arada telefonu fırlatıp atmazsan (( -ki ben bir kez yapmıştım çünkü abartısız 45 dk. beklediğimi bilirim gerçi konu farklıydı birazda mecburdum yani )) sonunda “ İyi günler ben xxx nasıl yardımcı olabilirim Özii hanım ” diyen sesi duyabilmekte mümkün. Sonra güvenlik adına kişisel bilgi kontrolleri başlar , annemizin kızlık soyadının 1. ve 3. harfinden tutarda , son yaptığımız harcamanın tutarına kadar gelir. Artık buraya kadar epey yol katedilmiştir , şimdi sorunu dile getirmeye sıra gelir.

Son ekstreme yansıtılan yıllık üyelik ücretini ödemek istemiyorum . Ayrıca ek kartında iptalini rica ediyorum. Nasıl yardımcı olabilirsiniz ? ” diyince , sorular sorulur , onaylar alınır ve sonunda o borç silinir. İnanın hemen silinir. Çünkü, biliyorlar ki bu müşteri yıllardır borcunu tıkır tıkır ödüyor , kaybetmek var işin ucunda , memnun etmek onların görevi. Madem ki silebiliyorsun o zaman ne diye alıyorsun ki ? Yoksa ruhumuz bile duymadan çoğu zaman paşa paşa ödüyoruz . Ödenecek hanesine geçmiş ya , otomatik ödeme talimatı da var , kimden ne koparabilirlerse... Hem kaç kişi uğraşır , hele çok yüklü ödemeler yapan birine kart ücreti ne yazar ? Biraz fazlaca memur kafasıyla hareket ediyor olabilirim ama kolay kazanılmıyor . Kredi kartını kullanıyorsam zaten beni kazanmışsın , dahasını da arama ama di mi ? Haksız mıyım ?

** Okuyan bankacılar varsa lütfen bana kızmasınlar...

18 Ağustos 2009 Salı

Bu iş beyinde biter...

İstediğim sonuçlara ulaştım ve ulaşmayada devam ediyorum. Öziice ' de başlayan diyetim , uzun zamandır oraya yazamasam da , harfiyen uygulayamasam da belirli kalıplara uygun bir şekilde devam ediyor. Elimdeki son bir kaç listeyide bloga yüklediğimde , uygulamak isteyenlere kaynak oluşturabilir. Hatta ve hatta aralarda yediğim yaş pastalara , tatlılara rağmen herşey yolunda ...

Özellikle alışkanlık haline getirdiğim bir kaç şeyin çok faydası olduğunu söyleyebilirim.

1-Nereye gidersem gideyim elimde mutlaka yarım litrelik pet şişede suyumu taşıyorum. Bunu günde 4 kez dolduyorum . Böylece 2 lt su tüketmiş oluyorum . Bunun dışında içilen çay , kahve tarzı şeyleri saymıyorum.

2-Çayı ya da kahveyi 1 adet esmer şekerle tüketiyorum. Ne yazık ki , şekersiz içmeyi beceremiyorum. Sadece sütlü nescafeyi şekersiz içebiliyorum .

3-Asitli hiç bir içeceği ve hazır meyve sularını içmiyorum .

4-Sabahları aç karnına 1 adet kuru kayısı ve 1 adet ceviz yiyorum. Bu şekilde yarım litre suyu da kahvaltı öncesi bitirmiş oluyorum. Gerçekten bir süre tokluk hissi uyandırıyor.

5-Gözümü açabildiğim , üşenmediğim sabahlar saat 6 'da kalkıp 1 saatlik yürüyüşlerimi yapıyorum , sonrasında da yarım saat spor aletleri ile çalışıyorum.

6-Öğün arası gereksiz ıvır zıvırları yemiyorum. Kaçamaklar mı ? Yapıyorum tabiki ama abartmıyorum. Nerdee benim içi kremalı bisküvilerim , çikolatalarım ahh ahh ! ....

7-Akşam yemeklerinde gerek duymuyorsam ekmek tüketmemeye çalışıyorum.

8-Akşam 9 'dan sonra meyve dışında bir şey yememeye dikkat ediyorum. Arada yediğim dondurmaları saymazsak :))

Ve bütün bu saydıklarımla birlikte , en önemlisi kararlılık göstermeye devam ediyorum. Hani deriz ya , iş beyinde bitiyor , aynen öyle . Bende kendimi otomatiğe bağladım. Aksi bir durumda rahatsızlık hissediyorum. Ve bu duygunun hiç geçmemesini diliyorum.

Pekiiii , şimdi diyeceksiniz ki satır satır yazdın da , bütünnn bu laflar kaç kilo içindi , söyle bakalım ? Tamam , tamam söylüyorum , söylüyorum ama sakın şok olmayın. Sadece , kolay kilo alabilen bir bünyeye sahibim. Ne yesem yarıyor hesabı. Mesela beni bıraksalar , günde 2 kilo almazsam neyim ? Amaaaa artık yemezler. Alması çok kolay ama vermek hiç de öyle değil . Şimdilikkkk 9 kilodan kurtulmanın sevincini yaşıyorum. Çünkü bir bu kadar daha hedefliyorum . İşte o zaman 5 yıl öncesine dönmüş olacağım :)

16 Ağustos 2009 Pazar

Pankek yaptımm...

Pankek denediniz mi hiç ? Ben bu sabah denedim. İstedim ki kahvaltıda değişik bir şeyler olsun. Hem evin içi mis gibi vanilya koksun hem de kokuyu duyanlar ben çağırmadan tıpış tıpış masaya gelsin. Aynen de öyle oldu. Hem kim istemezki kahvaltı için sadece masaya gelip oturmayı. Çayın bile bardakta hazır. Oh misss...
.
Daha önce bulduğum pankek tarifi çok güzeldi ama bana çok tatlı gelmişti. Reçel ya da çikolata ilavesiyle daha da ağır olunca , bende şekerini azaltarak denemeli , böylece hem tatlılarla , hem tuzlularla yenebilmeli diye düşündüm. Oldu da , hem de çok güzel oldu. Tarifi de kendime göre değiştirdim. Bu küçük , yuvarlak , şirin şeyleri deneyin derim ...
Karışım teflon tavada özellikle göz göz oluncaya kadar pişirilir ve ters yüz yapılır.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
1 yumurta
1 çay kaşığı toz şeker
1/2 çay kaşığı tuz
1,5 çay bardağı un
1,5 çay bardağı süt
1 tatlı kaşığı sıvıyağ ( fındıkyağı )
1/2 paket kabartma tozu
1/2 paket vanilya

14 Ağustos 2009 Cuma

Amazon güzeline ...

“Piştt Amazon güzeli , işin yoksa bugün benimle kahve içer misin? ” diye mesaj attığımda , beni telefon sapığı zannetti. Haklıydı tabi , böyle mesajlar atmak pek adetim değildir ki. Nasıl olsa adımı görecek diye düşündüğümden , aklıma en ufak bir şey gelmedi .

Eli titreyerek “ Kimsiniz? ” diye cevap göndermişti. O panikle bu mesaj kimden diye bakmamıştı . Bende şakaları uzatmayı sevmediğimden ve işin ucunda kalaylanmak da olduğundan , hemen cevap yazdım “ Benim tabiki öziiii ” diye. Ama sonrasında çok gülmüştük. Güzel bir anı oldu. Şimdi de diyorum kii “ pişşt Amazon güzeli , sana ulaşamıyorum , özledim , bana haber bırakır mısın lütfennnn...” yoksa eylemlerim devam edecek dermişim :)

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Kopası dilime !

horse Uzaktan tanıdığı bir arkadaşı , Çerkez'e misafir gelmiş . Yemişler , içmişler , hoş sohbet , şen şakrak 20-25 gün geçmiş … Tabii bizim Çerkez , gayet misafirperver olduğundan ses çıkarmamış.

Bir sabah kalkmışlar misafir Ben artık gideyim ” demiş. Tam kapıda gitmek üzereyken , adettendir ya Yahu birkaç gün daha kalsaydın. İyiydik böyle ” demiş . Misafir hiç itiraz etmemiş “ Madem ki çok istiyorsun , tamam ” demiş . Böylece 20-25 gün daha geçmiş. Sonunda misafir “ Çok oldu artık , ben gideyim . Yolcu yolunda gerek ” diyerek , atını hazırlamış ve binmiş . Bizim Çerkez de “ Oh! , bu kez gidiyor ” diye düşünmüş. Ama yine de büyüklük ben de kalsın " Ne güzel alışmıştık birbirimize , keşke bir kaç gün daha kalsaydın… " diyince misafir bakmış . “ Oluuurrrr , atımı nereye bağlayayım ” demiş .
.
Ev sahibi de “ Nereye olacak ? ” demiş.
“ Şu kopası dilime bağla !. ”

11 Ağustos 2009 Salı

Bağımlısı olmuşum ...

Günlerdir askerlerim , askerlerim diye dolanıyorum ortalıklarda. Ne askeri diyip , gülmeyin , sizin de başınıza sararım , görürsünüz . Sırf bu yüzden de evde olduğum her an ekrana yapışık yaşamaya başladım ve sonumu da hiç iyi görmüyorum. Sabah uyanır uyanmaz , ilk işim hemen köyüme bakmak oluyor. Aman saldırmasınlar , aman askerlerim ölmesin derdine düşüyorum , sanki başka bir derdim yokmuş gibi . Kızıyorum kendime ama yine de engel olamıyorum. Sağa sola henüz masum saldırılar düzenleyip hammadde topluyorum . Neymiş bina inşa edecekmişim , neymiş asker basacakmışım , seviye yükseltecekmişim , altın paralar basıp , misyonerler üretip fetihler yapacakmışım , sonrası ciddi operasyonlar filan filan... Ama küçük çaplı da olsa yaptım :) Hakikaten keyifli... Off Allah'ım yaaa , ben kafayı mı yedim ? Neler diyorum böyle. Boşluktan mı böyle oldum acaba ?

Evle ilgili işler bitince , havada sıcak olunca , tatile gidemeyince , çıkıp gezemeyince , alışveriş de yapamayınca , bende oturup oyun oynuyorum işte , ne yapayım . Sonra bir an düşünüyorum " ne köyü yaa , ne askeri yaa , salla gitsinnn , boşa vakit öldürüyorum " diyorum. Haklıyım hemde çok haklıyım biliyorum ama gel gör ki o kadar emeği de görmezden gelemiyorum . Bakalım nasıl sonlanacak , merak ediyorum.

Şimdi , bağımlılık bu kadar hat safhaya gelmişken , günlük kontrollerimi yapıp , emirler vermem lazımken , o da ne ? Bir bakıyorum ki internet yok . Nasıl yani ? Hayırrr olamaz , işte buna dayanamam , bi bağlanıyor , bi kopuyor , deliriyorum . Çılgınlar gibi evin çeşitli köşelerinde kablosuz ağlar aramaya başlıyorum. Şu hale bak , internet yok diye kriz gelmiş bana . Çocuklar yapmaz benim yaptığımı .Yapar mı yoksa :) Bu nasıl bir bağımlılıktır yaa , ilacı var mı acaba ? Yoksa , uçan internet mi almalı ? Kesintisiz bağlantı istiyorum hatta bazen cebimde bile ... Bağımlısıyız işte...

06 Ağustos 2009 Perşembe

Duvar etkisi...

Sadece ben mi böyleyim yoksa herkes aynı hatayı yapıyor mu bilemiyorum. Bazen beni üzen , beni kıran bazı şeylerin üzerine gitmekten vazgeçemiyorum. Ama bazen de “Amann sende ne halin varsa gör ” diyerek elimin tersiyle itip herşeyi görmezden , duymazdan gelerek “umrumun beşi olmaz ” diyebiliyorum. ( Burgemin sözüdür , çok severim ) Peki , neden her zaman bunu uygulamıyorum ya da neden uy-gu-la-ya-mı-yo-rum
.
Belki de bazı konularda kırılmayı beklemediğimdendir. Aslında çok da saçma oldu , kim , bir konuda kırılmayı bekler ki zaten ? Bir anda söylenmiş bir söz , bir tavır , bende duvara çarpmış etkisi yaratıyor. Hemen anında ifadem değişiyor , mutlulukla mutsuzluğun arasındaki o çok ince sınırı anında geçiyorum. Gören cenaze var sanıyor. “ Ne yaptım ben şimdi ” şokunu atlatmadan , sanki ben hatalıymışım gibi bir de alttan almaya çalışanın yine ben olduğunu görüyorum. Ne bu şimdi ? Sanırım bunu adı , zayıflık. Halbuki ne kadar da katıyımdır , yoksa yoktur , olmazsa olmazdır, hayırsa hayırdır. Bu da katılığımın bir cezasıdır belkide . Kimbilir ?
.
Elimde olmadan nedenleri , niçinleri sorgularken , bazı cevaplar beklerken bunların hiç birini alamamak , duymazdan gelinmek çok zor bir durum . Evet , biliyorum , herkesi olduğu gibi kabul etmek gerek , ama insan karşısındakini hiç mi kendi yerine koymaz. Yaa ben bu sözümle kırarım , haksız yere canını sıkarım hiç mi demez ? Kısa da olsa bir iki kelime hiç mi etmez. Etmez , demez işte , zaten dese , birazcıkta olsun gönül almayı bilir. Hep hiç bir şey yokmuş gibi davranmak mı gerek ? Off of bütün bunlar hep fazla değer vermekten oluyor zaten . Huyum kurusun derler ya kurusun işte.
.
Bu mu ? Yok , yok birikmiş birşey değildi , az önce duvara çarptım da...

05 Ağustos 2009 Çarşamba

Bakar körüm benn ...

Sabahtan beri deli oldum , dolapların altını üstüne getirdim , bahaneyle herşeyi tek tek elden geçirdim. Eşimin dolabına hatta oğlumun dolabına bile baktım. Kirli sepetine baktım , ütülenmemişlerin arasına baktım , bazanın altına baktım , belki düşmüştür diye dolap arkalarına bile baktım . Yok , yok , yok … En en sevdiğim siyah t-shirtüm yok . Çıldıriciimm.
.
Aklıma takıldı , durup durup düşündüm , nereye gider ki evin içindeki şey. İşin en ilginç yanı , en son yıkadığımı hatırlıyorum ama yok ütülemedim ben öyle bir şey , o kadar da eminim. Elime bile geçmedi. “ Hadi son bir kez daha dolaplara göz atayım , belki görememişimdir ” diyorum dönüp dönüp aynı yerlere yeniden bakıyorum. Çalınmadı ya, benden kaçıp gitmedi ya... Ee ne oldu bu t-shirte ?
Böyle deliler gibi aranıp , oflayıp pufladığımı görüp , surat astığımı görünce , bizimki sordu:

- Ne arıyorsun sen ?
- Hani üzerinde sarı , siyah , beyaz düğmeleri vardı , böööyle güzeldi , şöööyle güzeldi , işte o t-shirtümü kaybettimmmm. Bakmadığım yer kalmadı , yokkk.
- T- shirtlerinin arasına baktın mı ?
- Ee herhalde , hemde kaç kere...
- Gel bak bakalım aradığın bu mu ?
- aaaa... O oradamıymış , ben onu kışlık süveterim sanmıştımmm amaaa , ıgg , mıg , hihi....

Halbuki yazlık giysilerin içine bakıyorum , “ süveterin orada ne işi var ” demek aklıma bile gelmiyor. İki kere bakıp es geçiyorum. Bakar kör müyüm , şaşkın mı , unutkan mı , neyim ben bilemedim. Haa bu arada onu hakikaten ben ütülememişim , jeste gelmişim :))

31 Temmuz 2009 Cuma

Sessiz gelin...

Bugün herşey beni rahatsız ediyor. Duymak , görmek , konuşmak istemiyorum. Etrafımda kimse dolanmasın , kimse ses çıkartmasın , bende hiçbir şey yapmadan öylece boşa vakit geçirip , sakin kalayım istiyorum. Ne bir telefon çalsın , ne de bir kapı ...

Yalnız bıraksınlar , ellemesinler , hiçbir şey istemesinler benden , ne , neden , niçin , nasıl , ne oldu , kim , kaçta , niye diye hiç ama hiçbir soru da sormasınlar. Cevap vermek istemiyorum. Sıkılıyorum açıklama yapmaktan , uyarmaktan , düzeltmekten , yoruluyorum ...

Sinirime dokunan herşeyi de parçalamak geliyor içimden . Bağırmak , birşeyler fırlatıp kırmak , ağlamak belki de. En iyisi kabuğuma çekilmek yoksa zarar boyutu çok yakın ...