10 Ekim 2015 Cumartesi

Para basıyoruz biz...

Çocuğunu özel okula gönderen velilerin , evinin bir odasında mutlaka para basma makinesi olduğunu düşünenler...Size sesleniyorum ve bu mantığınızı anlayamıyorum .

Herkes aynı gelir düzeyinde olsa bunu anlayabilirim. Ama şartlarını zorlayarak sadece eğitimi iyi diye gönderdiğin okuldan aldığın bursu da burnundan fitil fitil getirmelerini anlamıyorum. Çocuk başarılı diye burs vererek veliyi kap , veli şartlarını zorlasın , sonra da sömür...Olay bu kadar basit aslında...

Başlangıçta konuşulanların tam aksi uygulamaları beynim kabul etmiyor. Güvenim sarsılıyor koskoca eğitim kurumuna kaldı ki içinden bir parçayken hiç içim almıyor. Bunlardan bir kaç örnek vereyim. Okul haftanın 6 günü , Cumartesi yarım gün. Kayıt öncesi servis ücretleri açıklanıyor. Ciddi iyi rakam  ama itiraz edecek ya da pazarlık edecek değiliz. Keşke etseymişiz çünkü millet etmiş çatır çatır.  Biz kabul ediyoruz sonra ben özellikle diyorum ki ; Cumartesi de buna dahil mi ? Herhalde bunun için ekstra bir ücret talep etmeyeceksiniz? Olur mu hepsi içinde diyorlar...Hımm iyiymiş diyerek içimi az da olsa rahatlatıyorum. Çünkü hafta sonu kurs amaçlı değil bildiğin zorunlu ders var ve gitmeme gibi bir lüksün yok...

Sonra ne mi oldu? İki gün önce eve kağıt geldi. Cumartesi günkü dersler zorunludur servis anlaşmamız haftanın 5 günüdür. Servis ücretleri X kadardır. Cinler tepeye çıktı mı çıktı... Çalıştır makineyi kızım baskıya geçiyoruz ...

Yine kayıt öncesinde bize anlatılan yemek olayı şu şekildeydi. Yemeklerde kartlı sisteme geçiyoruz yani günlük yemek 2-3 çeşit çıkar , çocuğunuz ne yemek isterse onu yer ve onun ücreti karttan düşülür. Çok mantıklı böylece istemediği bir şeyi yemek zorunda kalmaz. Ama kartlı sisteme geçemedik henüz bekliyoruz. Şu an günlük yemek fişi alıyor çocuklar. Ve bence öğrenci için pahalı. Ama evin bir odası darphane ya...Olsun koymaz velilere...Makineyi soğutmamak lazım...

İşin diğer bir kötü yanı da yemeklerden biri güzelse , diğerleri hoşlarına gitmiyor. Bu durumda fiş karşılığı 3 çeşit ödemesi yapmış oluyorsun ama sadece birini yiyorsun. Buda çocukların işine gelmeyince yemek almaya gitmiyorlar...Tost yiyorlar ama bu da nereye kadar...Bu da benim hoşuma gitmiyor. Şimdi kartlar gelse de bu fişlerdeki gibi bütün çeşitleri öde birini ye olursa bu da konuşulanın tersi olacak ve sinirim iyice zıplayacak. Ama biriktirdim bunları konuşacağım ama cevaplar beni tatmin etmeyecek biliyorum...Bir de okul çıkışı etüt konusu ve servis hizmetinin olmayışı var ki , o da ayrı bir konu... Havaya verilen servis ücretinin adı da etüt oluyor...Sakin olmalıyım...

Bas kızım , deste deste bas. Hazır makine sıcakken en büyük banknotu bas ki her türlü sürprize hazırlıklı olalım...

8 Ekim 2015 Perşembe

O geçit nereye gidiyordu?

-Sabahın ilk saatleri olmuş...
-Birden alarm sesiyle irkiliyorum ...
-"Noluyooo yaaa bu saatte "diye homurdana homurdana dönüyorum saate bakıyorum... 
-Henüz her yer karanlık... 
-Dönüp kapatıyorum alarmı. 
-Havalarda serinledi diye yorganın içinden 
çıkamıyorum öyle hemen. 
- Tam kalkacak gibi oluyorum , geri yatıyorum.
-2  dk'cık daha gözümü kapatayım derken...

Birden garip bir şekilde okulda olduğumu fark ediyorum. Ama bir tuhaflık var, hem öğrenci gibiyim hem öğretmen gibi. Sonra bi bakıyorum , bir sınıftayım. Öğretmenimiz geliyor , sınav yapacakmış  " 5 soru soracağım" diyor.Telaşla etrafıma bakıyorum , oğlum nerede diye? Tuhaflıkta burada zaten. O an öğrenciyken birden anne oluyorum oğlum aklıma geliyor. Aynı sınıfta mı okuyoruz artık her neyse...

Sonra oğlum sınıfta yok diye panik oluyorum , öğretmene diyorum ki : "Biraz bekler misiniz ? Ben onu bulup geleyim". Çıkıyorum. Koridorda yürürken birden öğretmen oluyorum. Etek giymişim ve tıkır tıkır topuklu ayakkabılarımın  sesimi duyuyorum. Hiç hazzetmem neden böyle giyindim ki diye düşünüyorum. Kantine geliyorum bakıyorum , Öğrenci dolu ama burada da yok. Çocuklarla bahçeye çıkıp diğer binaya doğru geçiyoruz yokuş aşağı inerek...Yerler ıslak ve ben topuklularla neredeyse koşuyorum. Sınav başlayacak diye telaş yapıyorum. Binaya giriyoruz , ilginç bir geçişi var binanın. Yerden bir kapak açılmış ve öğrenciler sırayla içeriye doğru atlıyorlar. Dar bir girişi var ama sonradan aşağıya indikçe genişliyormuş. Herkes buradan geçip , kaydıraktan kayar gibi gidince , "ben bu etekle , bu ayakkabılarla nasıl geçerim " diye düşünürken , bi fırladım ki 20 dk geçmiş...

Bakıyorum oğlum yatağında uyuyor. Gülerek , "muckks" diye öpücük konduruyorum yanağına...
-"Sınavımız var , hadi uyan , kaybolma" diyorum... 
-"Nasıl yani ? " diyor. 
-"Fizikten sınav olacakmışız , kalk bakalım 5 soru soracakmış" deyince benimkinin uykusu iyice açılıyor ...
-" Anne sen neler saçmalıyorsun ?!?! "  diyor ama çocuk haklı :)))))
-"Yok bir şey sadece rüya gördüm" dedim, anlattım. İkimizde güldük ve öpücüklerle uyanma işlemi tamamlandı. Ve öğrendim ki gerçekten sınavı varmış ...

Bilinçaltı işte...
Çok erken uyanmak...
Geç kalma telaşı yaşamak ...
Okul stresi yaşamak ...
Oğlumu uyandırma faslını ...
Alelacele kahvaltı hazırlamak ...
Ne giysem diye düşünmek ...
Hava nasıl acaba , yağar mı , yağmaz mı , soğuk mu , sıcak mı ? diye düşünmek ve belkide tespit edemediğim pek çok şey, aniden saçma sapan rüyalarla uyandırıverdi beni işte.... 

Ama en çok neyi merak ettim biliyor musunuz? 
O geçite atlasaydım nereye çıkacaktı acaba ? 




6 Ekim 2015 Salı

Alışveriş canavarı....

Az önce gözümü alışveriş canavarı bürüdü ve Markofoni ye daldım...3 adet çanta aldım. Yaw durun öyle hemen "yuhhh gözün doysun" demeyin. Büyük ihtimalle bunlardan sadece birisi kalıp , diğer ikisi geri gidecek .Sadece çantaları daha yakından incelemek istedim. Sırt çantası şeklinde spor kullanıma uygun bir şeylerdi. Bir de saat beğendim. 1 alana 1 bedava kampanyası yapmışlar. İkincisini  oğlum için seçtim. Onları da çok merak ediyorum. Bakalım nasıl çıkacaklar ?

Daha öncede olur mu olmaz mı diye göze aldığım çok şey oldu. Genelde memnun kaldım , hiç bir sıkıntı yaşamadım. Hatta Deri mont almışlığım bile vardır. Kaç yıl oldu ve hala severek giyerim. Baktık ki beğenmedik , aynen geri iade imkanımız olduğu için de sıkıntı duymuyorum.  
Bütün bunların kötü bir tuzak olduğunun bilincinde olup , elimi kolumu kaptırıp bu tuzağa düşenlerdenim kabul ediyorum. Ancak şöyle bir gerçek var ki , bir süredir istediğim model bir çanta bulabilmiş değildim. Ya çok pahalı , ya çok kötüydü. Uygun ve istenilen modellere  bu şekilde daha kolay ulaşabilme imkanımın olması hoşuma gidiyor. Birde kargo eve geliyor ve heyecanla o kutuyu açıyorsunuz ya , o da ayrı bir keyif tabi ki...

Tamam tamam biliyorum kaptırmışım elimi kolumu. Yoksa siz halaa ?  :)))
Kaptırmadınız mı ?

5 Ekim 2015 Pazartesi

SİZLER BİR HARİKASINIZ...

Siz var ya siz ...Evet evet mesela "SEN" Hani şu anda okuyorsun ya... "Bana mı dedi? " diye düşünme bile tabii ki sana dedim. Yani bu bloğu okuyan güzel yürekli her insan için diyorum. SİZLER BİR HARİKASINIZ ...

Neden mi? Bunca zaman geçmesine rağmen buraları bırakmamış , bazen her gün yazmış , bazen 3 - 5 yazmış , bazen sadece okumuş , yorum yazmış ama bu birlikteliği  hiç bırakmamış olduğunuz için , kalbinizle buralarda olduğunuz için harikasınız ... 

Ben biraz uzaklaştım elde olmayan sebeplerle. Dönem dönem herkes iyi kötü yaşadı bunu. Kimi çabuk atlattı kimi yavaş. Benimki de oldukça yavaş oldu . Ama içimde bir yerlerde hep kendimle konuşup , hep bir yerlere yazmaya devam ettim. Bazen , havaya , suya , bulutlara , yıldızlara , güneşe , ay' a yazar gibi ama yazdım , sessiz ve derinden....Nedense bir türlü şu bilgisayarı elime geçirip buralara yazamadım. Özlemişim inanın...

Kafamda o kadar çok şey varken , her biri  birbirinden bağımsız , bazen komik , bazen dramatik şeyleri paylaşmak isterken , şimdi hiç birisi yok aklımda . Yoksa bunuyor muyum? Nereden başlasam bilmiyorum. Yani her zaman olduğu gibi uçtu gitti , "elde var sıfır"

O zaman ben az bi gideyim. Öyle ekranla bakışmaya başladık bu hiç iyi olmadı :)) Bi toplayıp geleyim kafayı. Bu kez çabuk geleceğim söz...
Sizleri seviyorum sevgili bloggerlar...






30 Temmuz 2015 Perşembe

Taslakları döktüm...

Paylaşamadığım dönemde yazıp da  yayınlayamadıklarımı yayınladım gitti. Yazmışım hissetmişim , ağlamışım , bilin ne olur ki....Paylaşmak mı suç ? 

Derdim kimseyi üzmek değil...
Yazmayın o yazılara yorum... 
Bırakın öylece kalsınlar ...
Biliyorum yanımda olduğunuzu , iyi dileklerinizi...
Sevginizi...
Düşündüm ki gerçekten yazmayalım abuk subuk bile olsa aklıma ne gelirse...

Özlem....

Yazamıyorum...
Düşünemiyorum...
Kelimeleri yan yana getirip ifade edecek gücü bulamıyorum...
Kendimi kaybettim ...
Kocaman bir boşlukta gibiyim... 
Boğuluyorum ...
Çıkamıyorum...
Üzülüyorum...
Özlüyorum...
Acı çekiyorum ...

Biliyor musun baba , son zamanlarda kendi kendime konuşuyorum. Aslında kendi kendime değil seninle konuşuyorum. Yanımda gibi , görmüşüm gibi , her yerde , her şeyde seni hatırlıyor , seni anıyorum. Bir an gülümsüyorum , buruk bir ifadeyle. Sonra ....

Sonrası yine gözlerim doluyor , boğazım düğümleniyor. Nefes alamıyorum...Gidişin geliyor aklıma. Sensizliğin acısı çöküyor içime. Meğer ne zormuş babam. Ne zormuş sensizlik...

Kızım neden yazmıyor dedin mi babacım? Seni ne kadar çok özlediğimi ifade edemeyeceğim için , çok üzülüp , ağladığımı bilmemen için yazamadım babacım...Ama elimde değil özlüyorum seni. Kızımmm gelmiş demeni , Hiç bir şey sana olan özlemimi hafifletmiyor... Huzurlu olduğunu düşünerek teselli buluyorum , rüyamda görecek miyim diye umutla uyuyorum. Ama yanımızda olduğunu biliyorum...Seni çok seviyorum canım babacım




21 Haziran 2015 Pazar

Bugün zor gün...


İnsanın hayatında en çok değer verdiği kişilerdendir Babası...

Candır , güçtür , güvendir , o yüreğinin kocaman bir parçasıdır. 

Kızları için ilk aşktır , sıcacık bir sarılmadır , yanağındaki en güzel öpücüktür O ...

Şimdi ben bunları yapamıyorum ama en derinden hissediyorum Babacığım. Bugün biraz canımı yakıyor , biraz buruk ,  biraz yalnız ve sensiz olsam da bir yanım hep seninle dolu... Gülüşünle,  sesinle , sevgi dolu yüreğinle...

Çok özlüyorum  seni  çok.  Iyi olduğunu düşünüp bununla mutlu oluyorum.  

Babalar günün kutlu olsun Babişim. Hep böyle derdim sana biliyorsun. Sende bama kızişim Özilim derdin. Seni çok seviyorum. Nurlar içinde yat canım babam...
Özili 'n...


5 Haziran 2015 Cuma

Gidişinle...

Uzun bir sessizlik oldu …
Uzun bir yok oluş …
Ve uzun bir yola çıkış...

Kabullenmeye çalışmaktı yaşadığım aslında ...
Bizim için çok zor 
Ama senin için huzur dolu olduğuna eminim.…
Belki de bu yüzden daha iyi olmalıyım...

Şimdi demeyecek misin ?
Kızım neden uzun süredir yazmıyorsun ? 
Biliyorum her zaman takip ettin beni. 
Yine ediyorsun biliyorum...Yanımdasın...
Ama yazamadım babacığım…
Yapamadım …

Kelimeleri bir araya getirip uygun olan hiç bir şeyi bulamadım…
Sana olan özlemimi nasıl anlatırım bilemedim. 
Gözlerimdeki yaşları görmeni , acı bilmeni istemedim ...
Ve ilk kez anladım "burnunun direği sızlamak" ne demekmiş ...
Hemde çok iyi anladım...

"Üzülme kızım ben iyiyim" demek istediğini biliyorum
Ama "özleme" deme….
Özlüyorum çünkü…
Yanaklarını ,  kokunu , sarılmanı , sesini , gülüşünü ..
Seni özlüyorum babacığım seni...



3 Haziran 2015 Çarşamba

Çünkü ben...

Zor bir dönem geçirdim. 
İyi miyim değil miyim hala bilmiyorum. 
Yazamadım ...
Anlatamadım ...
An an değişen bir duygu bu... 
Çoğu zaman iyi olmaya çalışmayı öğrenmek gibi...
Özlemi yoğun yaşamak gibi...
Alışmak gibi ama alışamamak gibi...
Ama yazacağım...

15 Mart 2015 Pazar

....

İfade edecek kelime bulamıyorum ki , yazıyorum siliyorum yazıyorum siliyorum. Her şekilde zor yani. Hani söylenecek söz kalmaz ya , boğazında koca bir yumru ile sadece durumu anlarsın , susarsın ve yanında olursun...

Can arkadaşım , canım arkadaşım bugün babacığı ile vedalaştı göz yaşları içinde. Nur içinde yatsın. Mekanı cennet olsun. Hiç bir şeyin bahanesi olmaz ama acı çekmeden gitmesi aileyi teselli eden tek şeydi. Onu anlamak , acısını hissetmek en zoruydu sanırım. 

Farklı bir şey bu , yaşamak zorunda olduğumuz ama kabul edemediğimiz bir şey olsa da. Yokluğuna alışmak , gelmesini beklemek ,  sesini özlemek , anılarla yaşamaya başlamak. O an farkına varamadığın bir telaşe yaşanıyor evinde. Her şey o kalabalıkla başlıyor , bilmiyorsun ki ne yapman gerektiğini , acını bile yaşayamıyorsun. Gelenler , gidenler , sabır dileyenler , sarılanlar , ağlayanlar , dualar , dualar , dualar...

Sonra herkes çekip gidiyor ya , kalıyorsun bi başına. Yerini dolduramayacağın kocaman bir boşlukla başbaşa . Yok yazamıyorum...Korkuyorum belkide...






11 Mart 2015 Çarşamba

Acele etmeyin hanımefendi ...

Bazen Metro'ya yetişebilmek için koşmayanımız var mıdır ? Tabii ki yoktur. Çünkü an geliyor zamanla yarışıyoruz. Çok değil ama bazen 10 dk. bile çok önemli olabiliyor...

O merdivenleri ikişer üçer inişimiz , çıkışımız , son anda nefes nefese yetişeyim heyecanımız  mutlaka olmuştur. Tam merdivenleri çıkarsın " dit dit dit ditttt " der kapılar kapanır hareket eder kalakalırsın arkasından bakarak...Ya da sen daha kartı okuturken o çoktannn gitmiş olur. Kaç kişiyi gördüm ben, açılır otomatik kapıya basıp basıp o kapının açılmadan metronun kalkıp gittiğini. O da , söylenir durur haklı olarak...

Bugünde yürüyen merdivenleri koşar adımlarla çıkmaya çalışırken aynı heyecanı ben yaşıyordum ki , birkaç basamak yukarıdaki takım elbiseli adam "Acele etmeyin hanımefendi. Henüz hareket etmiyoruz , ben kullanacağım" dedi :))) Birden durdum gülümsedim "Aaa öyle mi tamam o zaman"  dedim sakin sakin yürüdüm :)  

Beklemek ...

Beklemek , beklemek , beklemek ...
Başka yapacak bir şey yok ve sadece dua etmek ...
Onun için hayırlısı ne ise onu dilemek....

Son 2-3 gündür enfeksiyon değerleri düşeceğine yükselmeye başladı. Buna bağlı olarak bilinci de gidiyor. Çünkü sürekli uyuma modunda... Dr ; "Uyuması çok normal , size tepki vermesini , gözünü açmasını şu ara beklemeyin" dedi . 

48 saattir farklı bir antibiyotik tedavisi daha uygulanmaya başladı. Elbetteki , henüz çok yeni. Şu an buna cevap vermesini beklemek yanlış olur. 2 gün sonra vücudun buna ne tepki vereceği çok önemli. "Ya bu değerler düşmezse " demek istemesem de sordum. "Beklemeliyiz , şu ne söylesem doğru olmaz. Zaten yapılması gereken her şey yapılıyor merak etmeyin. Çok daha komplike antibiyotikler var ama bu vücuda ağır gelecektir " deyince umutsuzluğa kapıldık sanki...Yani beklemeye devam... 

Babacım olmuyor böyle , bak korkuyorum..."İyi olacağım" demiştin bana . 
Sözünü tutar mısın lütfen  ! 

7 Mart 2015 Cumartesi

Geçecektir elbet...

Bu haftada çok bir değişiklik yaşanmadı babamın durumunda. Hastaneye gireli 5 hafta , yoğun bakım 4 hafta oldu. Nasılda geçiyor zaman acımadan ama acıta acıta... Dr. iyileşme sürecinin biraz zaman alacağını söyledi. İş ki iyileşsin , biz sürece razıyız zaten. 

Bazen derin uykuda kendini bilmeden , bazende gayet kendinde oluyor. Bilinci iyi , sürekli bir şeyler anlatmaya çalışıyor ama biz anlayamıyoruz. O zamanda sinirlenip vazgeçiyor. Yazarak anlat dedim ama yine başarılı olamadık. Dr. tablet işine pek olumlu bakmadı. "Bu enfeksiyon geçmeden bunu yapması çok zor , zorlamayalım" deyince bizde vazgeçtik. 

Dün itibarıyla aldığı mamanın bağırsaklarda tolere edilemediği ve sindirimde sıkıntı oluşması keyfimizi kaçırdı. Bu konuda ayrıntılı bilgilendirmeyi henüz alamadık. Canımızı sıkmamaya çalışıyoruz geçecektir diye düşünerek...

1 Mart 2015 Pazar

Af ederler mi?

Bu aralar biraz fazla duygusal olduğum doğrudur. Olur olmaz şeylere daha fazla üzülüp , daha fazla hassasiyet gösterir oldum. Ani duygu değişimleri yaşıyorum. Bazen ağlama krizleri bazen gülme krizleri...

Sonra içimi simsiyah dev bir bulut kaplıyor , dalga dalga üzerime geliyor ve fırtına patlıyor. Önüme geleni kasıp kavuruyorum o an , haklı ya da haksız bağırıp çağırıyorum. Belkide en çok nazım geçen insanlara yapıyorum bunu ama hiç kimse beni böyle çekmek zorunda değil ki bunu da biliyorum. Herkesin kendine göre yaşadığı sıkıntıları yeterince var zaten. Bir ben miyim bu kaosu yaşayan ? Tabii ki hayırbencillik yapamam. 

Fırtına yerini sessizliğe bıraktığında , içimdeki minik melekler çıkıyor ortaya. Beni seviyorlar biliyorum , korumaya çalıştıklarını da biliyorum. Bazen seslerini duymasam bile hep yanımda olduklarını da biliyorum. Gülümsüyorum onlara , bana  " Lütfen iyi olllll " diyorlar. "Tamam daha iyi olmalıyım , iyiyim" diyorum. Her zaman "Gülümse" diyorlar. Deniyorum bazen iyi görünmeye çalışarak. Özür diliyorum kırdığım sevdiklerimden...

Belkide bir tek onlara sığınmak istediğim için , belkide en çok onlardan yardım istediğim için bu çığlıkları atıyor olabilir miyim ? Elimi bırakmayın olur mu ? İyi olacağım söz veriyorum....






26 Şubat 2015 Perşembe

Trakeostomi ....

Çok büyük gelişmeler olmadığından aralarda aktarma gereği de duymadım.Yoğun bakımımız devam ediyor. Babamın durumu iyi gibi. "Gibi" diyorum çünkü bilinci oldukça açık.Bu güzel bir şey. Tek sıkıntı artık iyice gerilmiş durumda olması...Ağzındaki aparatlar yüzünden bir türlü dile getirebilme şansı da olmadığından dün eliyle yazmak istediğini işaret etmiş. Ancak elleri çok şiş olduğundan kalemi tutamamış. O da olmamış yani...

Tablet götürüp dokunarak yazmasını istemek iyi bir fikir gibi geldi. Belki konuşmak istediklerini biraz olsun dile getirebilirse rahatlayabilir diye düşündüm. Ancak Dr. dün biraz keyfimizi kaçırdı. "Şimdilik bunu yapmayalım" dedi. "Çünkü enfeksiyon hala var ve şu durumda bir sonraki aşamaya geçmemiz gerekiyor" deyince tedirgin olduk açıkçası. 

Bağışıklık sistemi düşük olduğundan yeni bir bakteri daha üremiş akciğer sıvısında. Zaten mantar vardı bir de bakteri çıktı. Yeni bir antibiyotiğe daha başlanmış yani. 15 gündür ağızdan hortumla soluk borusuna bağlanan tüpler için de sürenin sonuna gelindiğinden Trakeostomi yapılması uygun görüldü. Bir sonraki aşama dediği buydu. Bu süreçte akciğerler hala kendini toparlayamadığından cihazdan ayrılması şimdilik söz konusu değil. Kaldı ki cihazdan gelen oksijen kalitesine ciğerlerin alışıyor olması da pek hoşumuza gitmedi. "Ayırmayı denediğimde solunum çok hızlanıyor" dedi. 

Bugün az bir anestezi verilerek Trakeostomi ( gırtlaktan delik açılması) yapılacak. Bu şekilde nefes borusuna takılacak solunum cihazından daha sağlıklı oksijen girişi sağlanacak. Ayrıca enfeksiyon riski de çok daha aza indirilmiş olacak. "Kendisi şu andan %70 rahatsızlık duyuyorsa , bununla %10 duyacak ve rahatlayacak . Hatta birkaç gün sonra ağızdan sıvı da alabilir önce su daha sonra çorba gibi" deyince tedirginliğimiz biraz azaldı ama biz işin anestezi kısmına takıldık. Az bir şey Babacım hayırlısıyla bunu da atlatırsın...